20 Ekim 2018 Cumartesi

Lyon'da Düğün - Stefan Zweig

Lyon’da Düğün Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanlara umut veren bir aşkın hikâyesidir. 1793’te kentte kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimcilerin toplandığı hapishane tuhaf bir nikâha sahne olur. İki Yalnız İnsan, acı çeken iki çaresiz insanı buluşturur. Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerininkinde karşılık bulurken, farkında olmadan birbirlerinin yıllar süren yalnızlığına son verirler. Wondrak ise yazarın savaş karşıtı yapıtlarından biridir. Bohemya’nın küçük bir kentinde çirkinliğiyle sürekli alaya maruz kalan bir kadın tecavüze uğradıktan sonra doğurduğu çocuk sayesinde yaşama tutunmuştur, ama patlak veren Birinci Dünya Savaşı yüzünden oğlunu askere alarak ondan koparmaları söz konusudur. Zweig bu öykülerde toplum dışına itilmiş karakterleri üzerinden insanlık durumunu analiz eder. Karakterlerinin başlarından geçenler “yazgı” değil, insanlığın iflasının sonucudur.
**

"... İnsan doğasının bir garip yanı da her yere çabuk uyum sağlaması, geçici olarak bulunduğu yerde kendini evinde hissetmeyi bir hak olarak görmesidir..."

Yazarın bu kitabı 3 kısa hikayeden oluşuyor. Lyon'da Düğün, İki Yalnız İnsan ve Wondrak. Her hikaye kendi arasında her zamanki gibi ayrı ayrı çok güzel. Özellikle kitaba adını veren Lyon'da Düğün hikayesine bayıldım. İki kişinin birbirine olan bağlılığı ve mutsuz sonla bitmesini düşünürken mutlu sonla bitmesi çok güzeldi. Diğer iki hikayesinde ise insan ruhundan ne kadar güzel anladığını gözler önüne seriyor. Kısaca bu üç hikayesinde de toplum tarafından bir şekilde dışlanmış olan insanların hikayelerini anlatıyor. Eğer kısa ve anlamlı bir kitap okumak isterseniz tavsiye ederim. 


14 Ekim 2018 Pazar

Dört Anlaşma - Don Miguel Ruiz


Sinema dünyasının üstün zekalı oyuncularından Sharon Stone ve Jody Foster bu kitabı çevresindeki insanlara öneriyor. Amerika'nın önde gelen Yeni Çağ yazarları bu kitabı sizlere öneriyor."Don Miguel Ruiz'in kitabı aydınlanmanın ve özgürlüğün bir yol haritasıdır."Deepek Chopra Başarının Yedi Ruhsal Yasası kitabının yazarı"Büyük dersler içeren ilham verici bir kitap."Wyne Dyer Kendin Olmak kitabının yazarıCastaneda geleneğinde, Ruiz temel Toltek bilgeliğini paylaşıyor. Modern dünyada yaşayan kadınlara ve erkeklere "Dingin Savaşçı" olarak yaşamanın pratik uygulamalarını sunuyor.Dan Millman Dingin Savaşçı ve Ruhun Yasaları adlı kitapların yazarı
**

“Sadece kendimiz olarak yaşamamaktan korkuyoruz. Hayatımızı, başka insanların taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşamayı öğrendik.Başka insanların bakış açılarına uygun olarak yaşamayı öğrendik.Çünkü kabul edilmemekten, başkası için yeterince iyi olamamaktan korkuyoruz.”

Okumak için çok geç kaldığım bir kitap Dört Anlaşma... Kitap bize kendimiz ile yapacağımız ,adından da anlaşılacağı üzere, dört anlaşmadan bahsediyor. Bunları yaparsak eğer hayatımızın daha güzel, stressiz, huzurlu, anlamlı ve mutlu olacağını söylüyor. Yazarın bize söylediği dört anlaşma şu şekilde ;

1-Kullandığın Sözcükleri Özenle Seç
2-Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama
3-Varsayımda Bulunma
4-Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap

Hayatımızı cennete ya da cehenneme çevirmek bizim elimizde. Yazarın da dediği gibi "Sonsuzluğun ötesi içinizdedir"... Ben kitabı okurken bütün anlaşmaları kendime uygulamak için çaba göstermem gerektiğini anladım çünkü ben bu anlaşmaların tam tersini yapıyordum genelde. 


"Bir söz, dikkatimize çapa atarak zihnimize girebilir ve tüm inanç sistemini iyiye ya da kötüye doğru değiştirebilir."

Özellikle Kullandığın Sözcükleri Özenle Seç anlaşması beni çok etkiledi. Bir sözcük hayatınızı, düşüncelerinizi sizce ne kadar değiştirir? Bence çok hemde çok... Örneğin bir derste zorlanabilirsiniz ve bir iki kez denemenize rağmen o dersi hala çok iyi yapamayabilirsiniz, bu durumdan sıkılıp hemen şu kelimeyi söyleriz ben bu derste kötüyüm bunu yapamıyorum... Beyin bu kötüyüm lafını anında algılar ve o durum beyninize öyle bir işler ki siz o dersi üçüncü denemenizde yapabileceğinize rağmen kötüyüm sözü bir yerden çıkar ve siz o dersi yapamazsınız ama aksine sizi o derse iyi olduğunuza inandırsalar ya da siz inansanız işte o zaman beyninizden o kötüyüm lafı gider ve iyiyim gelir. İşte o zaman bir şeyleri yapmaya başlarsınız.
Sadece ders alanın da değil hayatın her alanında sizi olumsuz'a sürükleyecek kelimeleri hayatınızdan çıkarmaya çalışın yani söylediğiniz kelimeleri özenle seçin. İşte o zaman hayatınızı cennete çevirmeye başlayan ilk adımı atmış olacaksınız. 
Diğer anlaşmalar da kendi içerisinde uygulandığı zaman bir yerlere varabileceğini düşünüyorum. Bu kitabı ben çok ama çok sevdim ve benim başucu kitabım oldu. Bir şeyleri ters yapmaya başladıkça tekrar tekrar açıp okuyacağım. Eğer siz de hayatınızın bazı alanlarında değişiklik yapmak istiyorsanız kesinlikle bu kitabı okumanızı ve uygulamanızı öneririm.


3 Ekim 2018 Çarşamba

Denemeler - Montaigne


Michel de Montaigne (1553-1592) : ''Kendini tanı'' ve ''Ne biliyorum? '' gibi temel sorularla yola çıkarak bir insanda insanlığın bütün hallerini yoklayan ''deneme'' türünün isim babasıdır. 
1571''de kitaplarıyla birlikte çiftliğinin kulesine çekilmesiyle başlayan bu yaratıcı süreç, Montaigne''i önce okuduklarıyla ilgili notlar almaya itmiş, aynı notlar zamanla Denemeler''i (1580) oluşturmuş, ve bu kişisel yazılar ilk yayımlanıştan sonra da dallanıp budaklanmayı sürdürmüştür. 
Elinizdeki kitaptaki Eyüboğlu çevirileri de,1940''daki ilk baskısından 1970''deki halini alana dek okurun önüne her defasında yeni parçalar getirerek bir anlamda yapıtla benzeri bir yol izlemiştir.
**

“Bir amaca bağlanmayan ruh , yolunu kaybeder; çünkü
her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.”

Edebiyata deneme türünü kazandırmış isimlerin başında gelen Montaigne bu kitabın da insanlığa değil, kendine mesajlar verip sohbet ettiğini söyler. Kitapta bir sürü deneme var ve hepsi hayattan bir konuyu ele alıyor. Denemelerin içinde kendi sözlerinin dışında filozoflardan alıntılar yapması kitabı daha da güzel kılıyor. 
Kitabı biraz geç bitirdim çünkü her yazıyı, her sözü derinlemesine anlamak istedim ve kendimi sevmeyi, umutsuz olmamayı yavaş yavaş öğrenmeye başladım.
Böylesi bir kitabın sizi sıkmayan, akıcı bir dil ile yazılmış olmasına bayıldım. 
Eğer okumadıysanız kesinlikle sindire sindire okumanızı tavsiye ederim. 



"İnsan hayatı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitaplardır ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım."




16 Eylül 2018 Pazar

Hayallerimin Şehri Prag

Hayallerimin Şehri Prag

İster yurtiçi seyahati ister yurtdışı seyahati olsun her zaman kendi planımı kendim yapıp gezmeyi çok sevmişimdir. Çünkü istediğim yerde istediğim kadar kalabiliyor ve oraları tüm ayrıntılarıyla gezebiliyorum. 22 yaşımda ilk yurtdışı deneyimimi de işte bu doğrultu da 4 günlüğüne annemi de yanıma alarak gerçekleştirdim. Başlıktan da anlaşıldığı üzere hayallerimin şehri Prag'a...



Prag, bilindiği gibi Çek Cumhuriyeti'nin başkenti ve en büyük şehri. Peki neden bu şehir benim hayallerimin şehri? Çünkü bir edebiyat aşığı olarak Kafka'nın memleketi, tarihi yapılarına zarar vermeyen,koruyan ve sessiz sakin bir şehir olmasından dolayı... 

4 günlük seyahatimizin ilk durağı Dancing House ve National Theatre. Biri yeni yapı diğeri eski bir yapı olmasına rağmen her ikisinin de kendine has bir büyüsü var. National Theatre 1881 yılında açılıyor ve 1883 yılında yangın sonucu ikinci kez yapılmıştır. İç ve dış tarafı altınla zengince süslenmiştir. National Theatre'ın büyüsü karşısında saatlerimizi harcadık ve karşısında bulunan Cafe Slavia da bir kahve molası verdik. Slavia Nazım Hikmet'in en sevdiği Prag köşesi hatta burada bir fotoğrafı bulunuyor fakat fotoğraf çekmek istediğim de resmi sorduğum zaman dün gece birinin çerçeveyi düşürdüğünü ve yenilendiğini söylediler. Biraz hayal kırıklığı yaşadım çünkü resmini çekip o anı ölümsüzleştirmek isterdim...









































Church of St. Ignatius

Church of St. Ignatius ilk gittiğimiz kilise oldu Barok dekorasyonu ve dağınık ışığın etkisi ile etkilenmemek elde değildi.









































İkinci gün gezimize Old Town denilen Eski Kent Meydanın da başladık. Meydan üzerinde bir sürü aktivite yapılmakta ve bizim en çok hoşumuza giden balon gösterisi oldu. Bir an da bütün kent meydanı balona gömülüyordu. Meydan'ın en önemli yapılarından Tyn Kilisesi ve Astronomik Saat Kulesi'nin güzelliği başınızı döndürüyor fakat Saat Kulesi tadilatta... Meydan'ın ilerisinde görülmeye değer yapılardan biri de The Powder Tower. Bu günün sonunda özellikle kendisine inanılmaz derecede hayran kaldığım yapılardan biri Municipal Library Of Prague Kütüptanesi'nin girişinde bulunan kitaplardan yapılmış gözlerinizi yüksekliğinden alamadığınız o yapı...


Old Town




 Trdelnik






Üçüncü gün Charles Bridge den geçip Prag'ın karşı tarafına ulaştık. Charles Bridge den geçerken her adım başı heykelleri görecek ve hayran kalacaksınız. Farklı müzikler eşliğinde bu köprüden geçmek ayrı bir huzur verici çünkü köprünün her yanında bir sanatçıya rastlamanız ve o müziğe kendinizi kaptırmanız mümkün. Üçüncü gün ilk durağımız St. Nicholas Church oluyor. Gotik ve Barok mimarisinin birleştiği ve her köşesi ayrı bir güzellikte olan bu kilisede zaman dursun istiyorsunuz... Unutmadan buraya giriş de paralı, 120 CZK olması lazım.






St. Nicholas Church







Ve yola koyulup Prag kalesine ulaşıyoruz. Kalenin bir bölümünü gezmek bedava fakat ayrıntılı gezmek istiyorsanız A ya da B turlarından birini seçiyorsunuz. Biz B Turunu aldık (Old Royal Palace, Basilica of St. George,Golden Lane,St. Vitus's Cathedral). Kişi başı 250 CZK ödemeniz gerekiyor.
Kale içinde en sevdiğim yer Golden Lane (Altın Yol) oldu. Minik minik,renkli ve alçak tavanlı evlerin olduğu bu yerlerin içlerinde oyuncak, kitap, kartpostal satan yerler bulunmakta. Özellikle 22 numaralı ev benim için çok özel oldu çünkü Franz Kafka bir zamanlar burada kız kardeşi ile kalmış... 


St. Vitus's Cathedral



Golden Lane









Üçüncü gün hızımızı alamayıp kaleden yukarıya doğru zorlu bir tırmanış sonucu en çok merak ettiğim yapılardan olan Strahov Monastery'e ulaşıyoruz. Manastırdan çok içirisinde bulunan Strahov Library benim en merak ettiğim yer ve sonunda içine girme şansı buluyorum. Ufak bir not fotoğraf ya da video çekmek için ayrı para ödemeniz gerekiyor yoksa içeri de bunları yapamazsınız.Öğrenci giriş 60 CZK, fotoğraf 50 CZK. İçerisinde iki ayrı güzel salon bulunuyor ; Felsefe ve Teoloji Salonu.İkisine de hayran hayran saatlerce baktım diyebilirim.Kitapların bu dünyasında kalıp oradan hiç gitmemek istiyorsunuz...
Strahov Library



Prag kalesine çıkarken ya da inerken sizi kokusuyla mest eden Gingerbread Museum'a uğrayıp binbir çeşit kurabiyeleri görüp bir tane almanızı tavsiye ederim.

Gingerbread Museum




Son günümüzde yine karşı tarafa geçtik ve Küçük Venedik olarak adlandırılan Kampa Island ilk durağımız oldu. Parkta gezerken huzur buluyorsunuz ve bir banka oturup Prag'ı ve Charles Bridge'i izlemeye başlıyorsunuz. Bir kahve molası için seçtiğimiz yer Kampa Island'ın bence en güzel cafesi olan If Cafe oldu. Tasarımından, içeceklerine, tatlılarına ve sunumuna kadar her şey harikaydı. Eğer yolunuz buraya düşerse kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim.


Kampa Island & If Cafe







İkinci durağımız Franz Kafka Museum oldu... Franz Kafka benim en sevdiğim yazarların başında geliyor ve onun memleketine gelmişken bu müzeyi gezmeden dönseydim çok üzülürdüm. İçerisi oldukça karanlık ve kasvetli...Değişik tarz müzikler ve tüllere yansıyan resimler sayesinde kendinizi Kafka'nın bir romanında hissetmeniz mümkün... İçeride Kafka'nın el yazması mektupları, kitapları,pasaportu ve notları sergilenmekte. Her bir eşya, her bir yazı,her bir mektup... Hiçbirini hayatım boyunca unutmayacağım galiba...


Franz Kafka Museum







Ve son olarak annemin isteğiyle Tekne turuna çıktık. Biraz istemeyip oyun bozanlık yapsam da şu an iyi ki çıkmışız da böyle de Prag'ın tadına varmışım diyorum.

Kaldığımız yer Colloseum Hotel ( oda + kahvaltı) biz bu oteli gerek konumu gerekse personellerinin çok yardımcı olması ve güler yüzlülüğü sebebiyle çok sevdik. Her yere yürüme mesafesindeydi ve çevresi de harikaydı.

Hayallerimin şehri Prag hakkında yazacaklarım bitmez ama bu seyahat'i, Prag'ı hiçbir zaman unutmayacağım... Ve günün birinde tekrar buluşmak için can atıyor olacağım...

Kısa Notlar;

İstanbul- Prag arası uçakla 2 saat 35 dakika.
1 saat Türkiyeden geriler.
Paranızı Türkiye de onların para birimi olan Çek Korunasına çevirmenizi tavsiye ederim(Biz öyle yaptık). Çünkü her yerde genelde kendi para birimlerini kullanıyorlar.
Özellikle orada para çevirteceksiniz dövizcilerin komisyon aldığını unutmayın.
Özel tatlıları olan Trdelnik yemeden sakın dönmeyin.
Gulaş denemeyi unutmayın.
Tekne turu yapıp Prag'ın keyfini çıkartın.
Havelske Trziste ( Havelska Street Market) en uygun hediyelik eşya satılan bir pazar aslında. Buraya kesinlikle uğrayın hem çok uygun hem de alabileceğiniz dolu şey mevcut. 4 gün boyunca hep uğradık :)




Gulaş