12 Nisan 2018 Perşembe

İclal Aydın - Üç Kız Kardeş: Beni Bırakıp Gitme Bir Yere


Tanıtım Bülteni
*

Bir zamanlar, bir ülkenin en güzel denizine bakan bir evde üç kız kardeş yaşardı. İsimleri Türkân, Dönüş ve Derya idi. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım’la birlikte geceleri kucak kucağa oturur, gelecekte onları bekleyen şahane yılların hayallerini kurarlardı.
Türkân, Dönüş ve Derya’nın, Ayvalık’ın çam kokulu sokaklarında geçen masal gibi çocukluğu, onları yetişkin dünyasının acımasızlığına hazırlamamıştı belki. Hiçbir hayatın, hiçbir seçimin göründüğü kadar kolay olmadığını, bazen en büyük, en akla gelmeyecek sırların en güvendiklerimizin kalbinde saklandığını, en korkulacak hastalıkların gün gelip geçmişi derleyip toplayabileceğini anlamak zaman istiyordu.
Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?
Ayvalık’ın denize uzanan taş sokaklarından, nice yaşamlar görüp geçirmiş zeytin ağaçlarından, hayatın kaynağından akan suyundan, eski evlerinden doğmuş bir aile hikâyesi Üç Kız Kardeş. Bir mutsuzluk hikâyesi değil; neşeli günleri yâd ede ede iyiliğe dönüşün hikâyesi. İyileşmenin yolculuğu…
**

“Olmaz dediklerim oldu. Geçmez dediklerim geçti gitti.Gidenler döndü, kalanların bazıları öldü. Sonra tam her şey yoluna girdi, mutlu sona az kaldı derken beklenmedik bir fırtına çıktı.Ama biz alışkındık fırtınalara. Kaç kez bu gemiyi sağ salim yanaştırdık karaya.”

Adından da anlaşıldığı gibi üç kız kardeşin hikayesi bu... Ayvalık'tan İstanbul'a,İstanbul'dan Ayvalığ'a uzanan Dönüş,Derya,Türkan ve ailesinin bazen mutlu bazen üzüntülü hikayesini anlatıyor. Hepsi mutlu gibi gözükse de üçünün de içinde yaşadıkları hüzünler,sorunlar,sırlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve her olay her sır aileyi birbirine daha çok bağlıyor. 


“Onlar öyleydi, ben böyleydim, haklıydım, haksızdım, yanlıştı, doğruydu, o yaptı, ben yapamadım derken nasıl da çarçur ediyormuş meğer insan hayatını”

Kalemi'nin naifliğine, dili sade kullanışına bayıldığım bir yazar İclal Aydın. Bu kitabında da o naifliği,sadeliği görüp hayran olacaksınız. Kelimeler, cümleler sizi bazen Ayvalığın o güzel mavisine,yeşiline götürecek bazen de yaşanılan olaylar da siz de kendinizi bulacaksınız. Bazen çok gülecek, bazen çok ağlayacaksınız ve en önemlisi kendinizden bir şeyler bulacaksınız. 
Hem sevincin hem üzüntü'nün bir arada olduğu bu kitaba ben bayıldım. Eğer yeni bir kitap arayışındaysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Cümleler ruhunuza iyi gelecek, buna emin olabilirsiniz.


30 Mart 2018 Cuma

Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk - Başak Sayan


Tanıtım Bülteni
*

Milo’nun en büyük hayali tıpkı bir rüzgâr gibi uçmak ve dünyanın her yanına gidebilmektir.
Ancak Milo’nun bu isteği büyükler ve hatta, belki inanmayacaksınız ama, okuldaki arkadaşları tarafından bile kabul görmez.
Olacak iş midir, rüzgâr olup uçmak görülmüş şey midir?
Bir gün Milo ormana doğru kısa bir yürüyüşe çıkar. Bu yürüyüşte karşılaştığı kurt, Milo ile konuşmaya başlar ve ona yaşayan her canlının bir hayali olduğunu, herkesin hayallerini gerçekleştirebileceğini söyler!
Elbette ki etrafındaki hiç kimse Milo’nun bir kurtla konuşabildiğine de inanmaz.
Neye inanacağını şaşıran Milo, şüpheye düştükçe yeni dostları da hayatından bir bir çıkar. Neredeyse hayallerini bile gerçekleştiremeyeceğini düşünür.
Oysa etrafında, ona mucizelerin gerçek olabileceğini söyleyen o kadar çok şey vardır ki…
Milo, kendisine arkadaşlık eden bir kurt, bir ağaç, bir çiçek ve sincap kardeşler sayesinde  büyüklerin her zaman haklı olmadıklarını fark eder.
Nasıl mı? İşte onu size Milo gösterecek. Milo’nun başından geçenleri okudukça mucizelerin gerçekleşeceğini siz de göreceksiniz….
**

Demek her hayal için çalışmak gerekir.Sırf hayal kurmak yetmez.

Evet.Bir hayale ne kadar emek harcarsan o kadar çabuk gerçekleşir.diye yineledi sözlerini kurt.
Ve ne kadar çok pes etmezsen, diye ekledi ağaç bilgiççe.”

Her çocuk gibi Milo'nun da hayalleri vardır. Onlardan biri de rüzgar olmak istemesidir. Böylece istediği yerlere gidip,oraları görebilecektir.Ancak bu hayali kimse tarafından kabul görmez.Bir gün Milo ormana gider ve kurt ile karşılaşıp onunla konuşmaya başlar. Daha sonra bir ağaç,çiçek ve sincap kardeşlerle arkadaş olur ve onların Milo'ya söylediği tek bir şey vardır ; herkes hayallerini gerçekleştirebilir,bunu isteyerek ve çaba göstererek yaparlar.Acaba kahramanımız Milo hayallerini gerçekleştirebilecek midir ?


"Eğer bir şeyi çok istersen ve onu gerçekleştireceğine inanırsan yaparsın."

Canım Başak Sayan'ın çocuklar için yazdığı -aslında sırf çocuklar için değil,bizim için de yazdığı- kitabı tek kelime ile harika. Özellikle kitabın bize verdiği mesaj çok önemli ve güzel "Her ne olursa olsun hayallerinizin peşinden gidin.Kendinize inanırsanız hayallerinize ulaşırsınız". Gerçekten de hayallerimizi gerçekleştirmek için onların peşinden gitmeli ve onlara inanmalıyız. İşte Milo'nun da bize anlatmak istediği bu. Okurken kendinizi kaptıracaksınız bu güzel kitaba ve bitmesini hiç istemeyeceksiniz. Ayrıca kitabın doğa sevgisi ve doğayı koruma ile ilgili konuları işlemesi de bu kitabın çok güzel olmasına bir sebep. Yetişkin,çocuk fark etmez bu kitabı kesinlikle okumalısınız. Emin olun kalbinizde o gizli yere ulaşacak ve sizi hayalleriniz için harekete geçirecek.


17 Mart 2018 Cumartesi

Theo'ya Mektuplar - Vincent Van Gogh


Tanıtım Bülteni
*
Vicent Van Gogh, Paris’te bir galeri yöneticisi olan kardeşi Theo’yla dertleştiği mektuplarında, renk tutkusuyla dolu bir ressamın yaşam savaşına ve yaratıcılık uğruna gösterdiği özverilere tanık oluruz. Van Gogh’un, başta Gauguin olmak üzere, çağdaşı ressamlarla yakın ilişkilerine de ışık tutan Theo’ya Mektuplar, hayatı boyunca şiddetli ruhsal sarsıntılarla boğuşmuş sanatçının daha yumuşak ve coşkulu yönünü ortaya çıkarıyor.

Bu ünlü yapıtın, Azra Erhat derlemesi ve çevirisini yeniden yayınlamaktan kıvanç duyuyoruz.
**

“Elden geldiği kadar çok sevmeliyiz, çünkü asıl güç sevgidedir, çok seven adam büyük işler görür, büyük işler görebilecek güçtedir ve seygiyle yapılmış iş iyi yapılmış iştir.”

Bir Van Gogh aşığı olarak tek kelime ile bu kitaba, mektuplaşmalara ve içinde kalbinize hitap eden o güzel sözlere bayıldım. Tanıtım Bülteninde de belirtildiği gibi kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor kitap. Ve bu mektuplar on yedi yıl boyunca, intiharından iki gün önceye dek devam etmiştir. Theo'ya yazdığı o son mektup...Theo'yu hüzüne boğduğu gibi sizi de hüzüne boğacak...

Kitap bunların yanında size resimler hakkında derin bilgiler vermekte, eğer bunlara ilginiz yoksa biraz sıkılabilirsiniz. Ama bunun haricinde okumanızı kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap özellikle Van Gogh'u çok iyi anlamak istiyorsanız hemen bu kitabı almalısınız.


"Hem hayat bize niçin bağışlandı: bedenimiz acı içinde kıvrandığı zaman bile yüreğimizi zenginleştirelim diye değil mi?"




4 Mart 2018 Pazar

Bir Kuzey Macerası - Jack London


Jack London’ın 1900 yılında yayımladığı Kurdun Oğlu adlı derlemenin içinde yer alan Bir Kuzey Macerası, Homeros’un Odysseia destanını andıran, zorlu engellerle dolu, çetin ve “dönüştürücü” bir yolculuğun hikâyesidir. Aleut adalarındaki Akatan’da yaşayan kabile reisi Naass, evlendiği gün karısı Unga’yı denizden çıkıp gelen sarı saçlı beyaz bir adama kaptırır. İki metreyi aşan boyuyla bir devi andıran, “tanrıların dünyanın ilk dönemlerindeki erkekleri örnek alarak kalıba döktükleri” bu adam, Unga’yı sırtına vurduğu gibi gemisine atlayıp oradan uzaklaşmıştır.
Naass intikamını almak üzere azılı düşmanının peşinden yollara düşer. Dünyayı dolaşıp bilgi ve görgüsünü artıracağı, macera dolu yıllar beklemektedir onu...
**

"Aklımızın almayacağı bazı şeyler vardır.Adalet duygumuzu aşan şeyler."

Bu yolculuk sırasında Naas'ın aşması gereken zorluklar, öğrenmesi gereken şeyler vardır. Acaba bu yolculuk bitecek midir? Bitse dahi sonunda neler olacaktır?
Kısacık olan bu hikayeyi okurken siz de o maceranın içindeymiş gibi olacaksınız. Kahraman'ın bütün duygu ve düşünceleri size geçecek ve imkansıza karşı dirençli olabilmenin hırsını göreceksiniz. 
Kurgusuyla, dilinin akıcılığıyla okumanızı tavsiye edeceğim kısacık bir kitap. 

1 Mart 2018 Perşembe

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı - Mark Manson


 “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. 
Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. 

Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” 

Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz.

 Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. 

Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. 
**

“Hayatta kafaya takabileceğiniz şeylerin sınırı vardır, hangilerinin sizin için önemli olduklarını seçerken bilgece davranmalısınız."

Blogger olan Mark Manson tarafından kaleme alınan kişisel gelişim kitabı diğer kişisel gelişim kitaplarından çok farklı. Çünkü kitabın üstünde durduğu konu "mutlu olun, pozitif düşünün, hayatınızı mükemmelleştirme yolları" değil asksine mükemmel olmanın bize bir şey katmayacağını söylüyor ve ele aldığı bütün konular eskiden deneyimleyip ve bunlardan çıkardığı derslerden oluşuyor. 

"Yanlış olmak bizi değişim olanaklarına açar. Yanlış olmak büyüme fırsatını da beraberinde getirir."

Kitabı farklı oluşundan, kendi ve ünlülerinden hayatlarından örnekler vererek romansı bir şekilde anlatmasından dolayı çok sevdim. Diğer kişisel gelişim kitaplarından ayrılan tek yanı bu, yoksa bilmediğimiz farklı bir şey yazmıyor ama romansı havası yüzünden sizi hiç sıkmıyor. Beni yaptığım yanlışlardan dolayı düşünmeye bazı şeyleri gerçekleştirmeye itti (umarım yaparım tabi ). Eğer size bir şeyler katacağını düşünüyorsanız okumanızı tavsiye ederim.



"Siz ne yaparsanız yapın, hayat başarısızlıklarla, kayıplarla, pişmanlıklarla doludur ve ölüm vardır.Hayatın önünüze çıkardığı tüm bu tatsızlıkları kabullendiğinizde yenilmez olursunuz."

21 Şubat 2018 Çarşamba

Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigoriy Petrov


Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline geldi.

Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.
**

“Her şeyden önce, anadilimize saygı göstermeli ve onu korumalıyız; dilimiz yaşadığımız sürece biz de bir halk olduğumuzu hissedecegiz. Atalarımızın dili yok olursa, halk da tükenir ve yok olur.”

Kitap arka kapağında da yazıldığı gibi bir zamanlar Bataklıklar ülkesi olan, yoksul ve eğitimsiz kişilerden oluşan Finlandiya'nın o durumlardan nasıl kurtulduğunu anlatıyor. Snelman isminde ki bir kişinin Finlandiya da bu yoksulluğu, eğitimsizliği ve yanlışları görüyor ve bunları düzeltmek için siyasetçiden din adamına, doktordan esnafa, işçiden köylüye kadar uygunsuz ve cahil olan herkesi eğitmelerini ve onlara yardımcı olmasını istiyor. Ülkenin kalkınması iyi bir yerlere gelmesi için bunları yapmalarını gerektiğini herkese aşılıyor ve bunun için ömür boyu çalışıp çabalıyor. Sonunda emeklerinin karşılığını alıyor. 
                                                   
                                                 

"Bu tür mucizevi dönüşümün her bir ülkede ve vilayette, hatta en ücra yerlerde dahi yaşanması mümkündür. Sadece sihirli ellere,ileri görüşlü,büyük yürekli insanlara,yorulmadan çalışan kültür emekçilerine ihtiyaç var."

Yıllardır adını duyduğum fakat bir türlü okumayıp geç kaldığım kitabı sonunda okudum. Kitap, yazdığım gibi Fin halkının direnişini,çabasını anlatıyor. Okudukça kitabın her bir satırının bir ders niteliğinde olduğunu görüyorsunuz. Mustafa Kemal Atatürk'ün kitaba bu kadar çok önem vermesinin nedenini ise okudukça daha iyi anlıyorsunuz. Kitabın bir güzel yanı da yazar kitabı herkesin anlayacağı bir seviyede kaleme almış. Tek kelime ile kitaba bayıldım eğer benim gibi geç kalmışsanız okumaya hemen gidip kitabı alın ve okuyun derim.

5 Şubat 2018 Pazartesi

Martı - Anton Pavloviç Çehov


Çehov 1895'te tiyatro eleştirmeni ve dramaturg A. S. Suvorin'e yazdığı mektupta Martı 'dan şöyle söz eder: "Üç kadın, altı erkek karakterin yer aldığı, manzaralı (göl görünecek arkada), dört perdelik bir komedi; bolca edebi lakırdı, az aksiyon, seksen kilo kadar da aşk… Tüm dramaturji kaidelerinin aksine piyes forte başlayıp, pianissimo bitecek." Gerçekten de bu oyunda 19. yüzyılın geleneksel olay örgüsünü tersyüz etmiş, tıpkı Martı 'daki genç oyun yazarı Treplev gibi, yeni biçimler keşfetmiştir. Gerçek hayata öykünerek dünyevi, gündelik ve sıradanla, önemli ve ciddi olanı yan yana getirmiştir. Oyunun karakterleri kendileriyle, hayattan beklentileriyle, özlemleriyle fazlasıyla meşguldür. Hepsi de başarı, mutluluk ve bütünlük arayışındadır. Onlarda ağır basan başka bir yerde olma özlemi; fırsatların boşa harcandığına, umutların boşa çıktığına dair bir duygu Çehov'un başlıca karakteristiğidir.
**

"Hayatı olduğu ya da olması gerektiği gibi değil, hayalimizde canlandırdığımız gibi betimlemek gerek."

Oyun Sorin'in çiftliğinde geçer. Sorin Arkadina'nın abisidir. Arkadina ise aktris ve Treplev'in annesidir. Nina zengin bir çiftlik sahibinin kızıdır. Şamrayev emekli üsteğmen ve çiftliğin kahyası. Andreyevna Şamrayev'in karısı ve Maşa onların kızları. Boris yazar, Yevgeni doktor, Medvedenko öğretmen, Yakov işçi, aşçı ve hizmetçi kızdan oluşmaktadır oyun. 

4 perdeden oluşan bir tiyatro oyunudur Martı. Bir aşk hikayesini,mutsuzluk içinde geçen hayatları anlatmaktadır. Okuduğunuz da bu aşkların karşılıklı olmadığını göreceksiniz ve kitap bizi bir süre sonra umutsuzluğa götürecek.
Bir tiyatro yapıtını okumak ve o hikayenin içine dalmak zordur ama Çehov'un kitabında hiç zorlanmıyorsunuz ve hikaye sizi hemen içine çekiyor. Kısacık olan bu oyunu severek okuyacağınıza eminim.