10 Ağustos 2018 Cuma

Gazi Mustafa Kemal Atatürk - İlber Ortaylı


“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”

-İLBER ORTAYLI-
Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor.

Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.

Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…

Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...

Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...

Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...

İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...
**


Mustafa Kemal Graziani’ye şöyle demiş: “...Halbuki Türkiye’nin nefes alması, ilerleyebilmesi ve mazhar-ı hürriyet olması için herşeyden evvel Türk milletinin maneviyatını yükseltmek ve onu taassuptan kurtararak faal bir kudret iktisap etmesine çalışmak lazımdır. Millet cahil dervişlerin elinden tahsil olunmalı ve bunların yerine iyi tahsil görmüş, laik profesörler getirilerek işin başına geçirilmelidir. Hülasa milletin daha pek çok şeye ve inkılaplara ihtiyacı vardır. Millet aile ve toplum hayatında Doğu düşünce tarzından sıyrılmalıdır. Türk halkının gerçeği görüp kavrayabilmesi için pek çok büyük reformlar gerekir.”

Kitap 8 ana bölümden oluşuyor ve Atatürk'ün doğumundan ölümüne kadar geçen süreyi konu alıyor. Atatürk'ün yanında pek çok tarihi şahsiyet hakkında da önemli bilgiler veriyor. Bunun yanı sıra kitapta Atatürk'ün en özel fotoğrafları da yer alıyor. Bu kitap sayesinde Atatürk hakkında bildiklerimin üstüne birçok yeni bilgi daha ekledim. Aslında kitabın en büyük amacı Atatürk hakkında yanlış bilinenleri gözler önüne seriyor oluşu.


"Bu toplumda Atatürk'ü zihinlerden silmeye çalışmak bir lükstür, lüzumsuz çabadır. Yanlış tanıtmaya çalışmak da, amatör tarihçilerin işi olsa bile, gülünçtür. Onun için girişilecek en önemli iş Nutuk'u, Atatürk'ün söylev ve demeçlerini derleyip okumaktır."

Kitabın dili bir tarih kitabı olmasına rağmen çok akıcı ve ben ki tarih kitaplarını okurken çok sıkılırım bu kitapta asla öyle bir şey olmadı çünkü İlber Ortaylı bu kitabı genç kuşağa ithaf ediyor. Özellikle İlber Ortaylı'nın bu derin tarih bilgisi beni bir kez daha kalbimden vurdu. Bu kitabı elinize aldığınız zaman yanlış bildiklerinizin doğrularını öğrenecek ve bildiklerinizin üzerine daha çok bilgi katmış olacaksınız. Sonuç olarak bu değerli kitabı herkesin okumasını tavsiye ediyorum ve Atatürk'ü, yapmış olduklarını tüm gerçekliği, doğruluğu ile görmenizi istiyorum. Böyle güzel bir kitabı kaleme aldığı için İlber Ortaylı'ya teşekkürü borç bilirim.

31 Temmuz 2018 Salı

Attila Şanbay - Vordonisi Kayıp Ada


İstanbul’un az bilinen, eski gizemlerinden biri su yüzüne çıkıyor…
  İstanbul’un meşhur Prens Adaları’nın toplamda dokuz tane olduğu bilinir. Fakat bu sadece, denizin yüzeyinde sayılabileni kadardır. Onuncu ada, Vordonisi, bundan bin yıl önceki büyük Bizans depremi sırasında, Marmara Denizi’nin derinliklerine batmıştır...
 Günümüzde ise Burgazada vahşi bir cinayetin ardından başlayan bir dizi küçük depremle sarsılır. Sıradan bir psikopatın işi gibi görünen bu cinayet aslında yüzyıllar önce batan Vordonisi’nin, denizin dibinden tekrar yükseleceğinin, üzerinde onunla birlikte batmış olan lanetli bir varlığın ve çürümüşlük kokan ordusunun, ada halkına musallat olacağının ilk işaretidir.
 Korkunun birleştirdiği ada sakinlerinin anakarayla olan tüm bağlantıları kesilir. Hayatta ve de adada mahsur kalan bu bir grup insan, şimdi hem kendi iç şeytanlarıyla hem de adaya musallat olan korkunç yaratıklarla mücadele etmek zorundadır.
Tarihin bugünle, aydınlık günün korkunç geceyle, gerçeğin hezeyanla karıştığı bir kâbus…
Vordonisi’ yle yazar Attila Şanbay, Dan Brown ve Stephen King severlerin yeni gözdesi olacak
**

“Unutmak insanın en ilkel savunma mekanizmasıdır. Yaşamak için unutmalıdır. Yaşamak için öldür, derler, oysaki unutmak da bir nevi cinayettir zaten.”
Prens Adaları'nın dokuz tane olduğu bilinir ama sular altında kalan onuncu ada Vordonisi de vardır. Günlerden bir gün Samra adlı bir kadın doktora tezini yazmak için için Burgazadaya gelir. Her şey güzel giderken bir restorantta otururken gözüne bir adam ve köpeğin ağzındaki kol ilişir. Ama adamında bu kol hakkında fikri yoktur ve Cüneyt ve Samra konuşmaya başlarlar. Zaman böyle akıp giderken ada da bir şeyler yolunda gitmemektedir. Hava değişir ve kilisede akıl almaz bir olay yaşanır. Polisler suçluyu bulurlar ama bu öyle biridir ki hiçbir şeyden korkmaz ve onu birinin kurtaracağını söyler. Bir süre sonra beklemedikleri olaylar yaşanır.Önce ışıklar söner ve sonra tanımlayamadıkları bir canlı ortaya çıkar. Bundan sonra bütün ada halkı bir yere toplanır. Cüneyt bir rüya görür ve Samra'yı tehlikeye atar çünkü Cüneyt'in derin bir yara izi vardır... Ve Burgazada bir korkunç olayla karşı karşıya kalır. Acaba bu canavar onlara ne yapacak? Samra'nın başına neler gelecek? Kurtulabilecek mi ? Su yüzüne çıkan ada Vordonisi ne gibi olaylar yaşatacak Burgazada halkına?
                                        

"Zaman,yok ettiği şeyleri geri getiremeyen beceriksiz bir sihirbazdır."
Korku-gerilim konusunun çok iyi işlendiği bir kitap Vordonisi Kayıp Ada. Bir gece de okudum ve tek kelime ile bayıldım. Hikayenin akıcılığı, kurgusu , kişilerin ve yerlerin gerçekliği ve hayal edilen kısmı harikaydı. Elinize aldığınız an bırakmak istemiyorsunuz çünkü hikaye sizi sarıp sarmalıyor ve merak içinde ne olacak şimdi diye diye okuyorsunuz.Kısacası okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Ve son olarak yazar sayesinde Burgazada'yı bir kez daha sevdim ve Vordonisi adası hakkında birçok bilgiye sahip oldum. Özellikle bundan sonra Adalar'a giderken Vordonisi'nin tepesine ve üzerine yapılmış çakar'a bakacağım ve aklıma bu kitap gelicek. Kim bilir belki bir gün suların dibinden yeniden yükselir :)

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Cafe Naftalin K.


Her semtte kendimi bulduğum mekanlar vardır. Balatta ise bu mekan Cafe Naftalin K. 
Önceleri karşısında bulunan binadaydı yerleri ve şimdiki yerlerinde ise antikacı vardı fakat bina tadilata girince antikacı ile kafeyi birleştirmişler ve mükemmel bir uyum sağlamışlar. 


İçeri girdiğiniz an sizi personellerin sıcaklığı ve o vintage görünüm sarıp sarmalıyor. Özellikle her yerde kedi figürleri ve gerçek kediler görebilirsiniz çünkü burası tam bir kedi düşkünü bir cafe, yani tam benlik :) bütün kedileri sevmekten bir hal oldum :) Cafe'nin her yeri ayrı güzel fakat oturduğumuz bu minik ve yola bakan masanın yeri bir başka. Sanki evinizin balkonunda oturuyormuş havasına hakim.




K. isminin nereden geldiğini merak etmiştim ve mekan sahiplerinden Zeynep Hanım'ın en sevdiği şeylerin baş harfleriymiş. Kedi,Kafka,Kitap... Bunu öğrendikten sonra bu cafe'ye bir kez daha aşık oldum. Yiyecek ve içecek kısmına gelecek olursak her şey ayrı ayrı çok güzel özellikle Kedi kurabiyelerine bayılıyorum, giderseniz tatmanızı kesinlikle tavsiye ederim.Ve her şey el yapımı olduğu için tatları ayrı güzel. Bunun yanında birçok kahve çeşidi bulunmakta... Dibek Kahvesi, Mardin Kahvesi, Kakuleli Mardin Kahvesi vb. 
İçeri girdiğiniz an sizi koca bir gülümseme ile karşılayan personelleri var ve buradan mutsuz ayrılmanız imkansız.






Eğer yolunuz Balat'a düşerse müzikleri, kedileri, kahveleri, yiyecekleri,vintage havası ve eşyaları, masa üzerindeki el yapımı örgü örtüleri ile size huzur verecek Balat'ın en güzel mekanlarından birine uğramanızı tavsiye ederim. Mutluluk içinde ayrılacağınıza emin olabilirsiniz.





27 Temmuz 2018 Cuma

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury


Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun iyi edebiyat da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı.

Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag'ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.

Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred'la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse'le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.

İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?

Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.

Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.
**

“Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir. Kitaplar, tören alayı büyük bir gürültü içinde caddede ilerlerken, Sezar'ın kulağına "Unutma sende ölümlüsün," diyen pretoryen muhafızlarıdır. Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler, Montag, dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer."

İtfaiyeci Guy Montag kitap yakan ve işini çok seven biridir.Hiçbir şeyi sorgulamaz sadece işini yapardı ama bir gün genç bir kızla tanıştı ve hayatı değişmeye başladı. Zamanla her şeyi sorgulamaya başladı, özellikle işini. Bir süre sonra kitapların değerini anlamaya başladı Montag ve bu yüzden büyük bir tehlikedeydi.Bu tehlike karşısında ne yapacaktı? Acaba Montag'ı ne gibi olaylar beklemektedir ?


"Kitaplarda bir şeyler olmalıydı,hayal edemeyeceğimiz şeyler,kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı.Bir hiç için kalmazsın."
Kitap bir distopya hikayeyi anlatmaktadır. Evde kitap okumak ve bulundurmak yasak eğer kitaba sahipseniz itfaiye ekibi gelip bunları yakıyor. Ne kadar da kötü bir durum değil mi ? Ve bu kitaplar yakıldığı için insanlar olan biten her şeyden habersiz sadece televizyon izliyorlar ve televizyon tüm dünyaları olmuş vaziyette... Şu an bile bu durum dünyada hakim ve yazarın eleştirdiği televizyon konusu benim çok hoşuma gitti. 
Kitabı,hikayenin akıcılığını ve konusunu çok sevdim. Bunca zaman neden okumadım diye kendime çok kızdım. Bilim kurgu sevin ya da sevmeyin hemen alıp okumanızı tavsiye edeceğim harika bir kitap.

Fahrenheit 451: Kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığı...

18 Temmuz 2018 Çarşamba

İçerdeki Kedi - William S. Burroughs


Karşı kültürün diğer temsilcileri için bile sıra dışı sayılabilecek deneyimleri ve tuhaf zekasıyla Beat Kuşağı’nın öncülerinden William S. Burroughs’un son demleri ve kedileri: Ruski, Smokey, Fletch, Calico Jane... Hayatının son on altı yılını kedileriyle Kansas’ta geçiren Burroughs, bu dönemde kedilerini ruhani birer dost olarak görmeye başlamış ve kendisi üzerindeki etkilerini her fırsatta vurgulamıştı: “Kedilerimle aramdaki ilişki beni ölümcül ve her şeye nüfuz eden bir cehaletten kurtardı.”

İçerdeki Kedi, Burroughs’un kedi güzellemelerini, rüyalarını ve gördüğü yarı halüsinatif hayalleri bir araya getirdiği pasajlarıyla Burroughsseverler için olduğu kadar kediseverler için de farklı bir tecrübe olacak alternatif bir günlük.

“Bu kitap; yazarın hayatının, kendisine kedilerin oynadığı bir sessiz sinema olarak sunulduğu bir alegoridir. Kedilerin birer kukla olduğunu söylemiyorum. Hiç de öyle değiller. Yaşayan, nefes alıp veren canlılar onlar ve insan ne zaman başka bir varlığa temas etse üzülüyor: Çünkü sınırları, acıyı, korkuyu ve nihayetinde de ölümü görüyor. Temasın anlamı budur işte. Bir kediye dokunduğumda bunu görüyor ve gözlerimden yaşlar aktığını fark ediyorum.”
**

"Kedilerin birer ruhsal refakatçi, birer Dost olarak ortaya çıktıklarını ve bu işlevden hiç şaşmadıklarını düşünüyorum.''

William S. Burroughs hayatının son altı yılını kedileri olan Ruski, Jane, Fletch, Smokey ve Calico ile geçirmiştir. Onlara olan sevgisini, düşüncelerini, rüyalarını ve hayallerini bir deneme havasında kaleme almıştır yazar. Onları bir önder ve yoldaş olarak görmektedir. 
Her yazı minik paragraflardan oluşmaktadır ve okudukça kedi sevgisinin nasıl bir duygu olduğunu hissetmiş oluyorsunuz. Tek sevmediğim yanı köpeklere karşı fikirleri oldu. Onun haricinde harika bir kitap. Eğer kafa dağıtmak ve kedi sevgisinin nasıl bir şey olduğunu öğrenmek isterseniz bu kısacık kitabı okumanızı tavsiye ederim.


"Kedilerimle aramdaki ilişki beni ölümcül ve her şeye nüfuz eden bir cehaletten kurtardı."


12 Temmuz 2018 Perşembe

Clarissa-Stefan Zweig


Zweig hayatının son dönemlerinde başladığı, taslağı 1981’de gün ışığına çıkarılan ve yayıncısı tarafından tamamlanan Clarissa’da, 1902 yılından Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar geçen dönemde, dünyanın halini genç bir kadının gözünden anlatır. Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa bir manastır okulunda büyümüş, eğitimini tamamladıktan sonra Viyanalı ünlü bir sinir hastalıkları uzmanının yanında çalışmaya başlamıştır. Lozan’daki bir kongrede barışsever Fransız öğretmen Léonard’la tanışır. Birbirlerine âşık olurlar. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldıklarında Clarissa hamiledir. Üstelik karnındaki bebeğin babası aynı zamanda düşmanıdır da. Milliyetçi bir histerinin kol gezdiği parçalanmış Avrupa’da bu bebeği doğurmak yalnızca kişisel bir karar değildir artık.
**

"Ben daha mütevazı sevinçlere alışkınım; çoğu zaman akşamdan bir kitabım olur, bir arkadaşım, güzel bir mektubum, biraz da müziğim. Aslında bunlardır benim mutluluk diyebileceğim şeyler.."

Clarissa, subay olan babası tarafından manastıra gönderilmiştir. Kendini dış dünyadan soyutlar ve sadece çalışmaya odaklanır. Bir gün babasının onu ve abisini aniden yanına çağırmasıyla hayatları değişmeye başlar. Clarissa geçen yıllar boyunca eğitimini tamamlar ve Dr. Silberstein’ın yanında asistan olarak çalışmaya başlar. Bir gün doktor onu gidemeyeceği bir kongreye gönderir. Kongrede Fransız öğretmen Leonard ile tanışır. Clarissa ondan etkilenmeye başlar ve aşk başlamış olur. Ama bir gün Avusturya'nın Sırbistan'a savaş açtığı haberi duyulur ve babası Clarissa'yı yanına çağırır. Bundan sonra Clarissa'yı zor bir süreç beklemektedir. Kendisi cephe de hemşire olarak çalışır ve Leonard'ı arayamamaktadır çünkü o ayrıca bir düşmanıdır da. Ve Clarissa bu düşmandan hamile kalmıştır. Acaba Clarissa aşkına kavuşabilecek mi? Onu ne gibi zorluklar beklemektedir ?

Stefan Zweig'ın son kitabı olan Clarissa da Zweig'in savaşa nasıl karşı olduğu görüyorsunuz. Özellikle Zweig bize savaşın acılarını, kaybolan hayatları ve mutlulukları, kişilerin ruh halinde olan değişiklikleri tüm açıklığı ile gözler önüne seriyor. Sonuna gelince o boşluğu hissediyorsunuz çünkü Zweig kitabın sonunu getirmeden intihar ediyor ve o boşluk siz de derin bir yara gibi kalıyor. Yine yeniden çok sevdiğim bir Zweig kitabı oldu. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.



4 Temmuz 2018 Çarşamba

Kedimle Sohbetler - Eduardo Jaureguı



İki tür arasında gelişebilecek en köklü dostluklardan birinin kanıtıdır Kedimle Sohbetler. Zekice, duygusal, mizahi ve bilgece...
Sara Leon otuzlu yaşlarını doldurmak üzere olan mutsuz bir kadındır. Artık çok sevdiği işi de onu tatmin etmemektedir. Sevgilisiyle ilişkisinin kötüye gitmesi, ailesinin ekonomik kriz yüzünden yaşadığı maddi zorluklar derken Sara’nın hayatı bir anda değişir.
Genç kadın, hayatının berbat bir hal aldığını düşündüğü sırada Sibila ile tanışır – zarif, gizemli bir Habeş kedisi.
Sibila, Sara’yı ondan iyi tanımaktadır. Dahası; zekâ dolu bakışı, sıra dışı mizah anlayışı ve bilgeliğiyle biz insanları binlerce yıldır gözlemlemektedir.
Sibila, Sara’ya yaşamındaki güçlüklere göğüs germesi için yardım edecek, hayallerini yeniden inşa etmesi için ihtiyacı olan desteği ona sunacaktır.
**

“Mutluluğa giden çok yol vardır, ama kestirmeleri kediler bilir.”

Sara Londra da yaşayan bir İspanyol kadınıdır. Bir süredir hayatında hiçbir şey yolunda gitmemektedir. Kocası ile arasındaki ilişki bile bozulmuştur. Bir gün balkonunda olan kedinin sesine kulak verir. Başta çekinir, korkar bunun bir hayal olduğunu düşünür çünkü kedi konuşmaktadır. Zamanla kediye alışır ve kedi Sibilla ona tavsiyeler vermeye başlar. Özellikle bir tavsiyesi sonucunda Sara bir araştırmaya yapmaya başlar ve öğrendiği gerçekler karşısında hayatı daha beter duruma gelir. Kedi Sibilla onun bu döneminde ona tavsiyeleriyle rehberlik etmeye başlar ve Sara yavaş yavaş hayatını yoluna koymaya başlar...


“Düşüncelerine bu kadar güvenme. Dediğim gibi, en çok burnuna güven. Gözlemlediklerine,duyduklarına ve içgüdülerine güven. Biliyorum, insanlar için bunu yapmak güç. Çünkü bir türlü kontrol altına alamadığınız zihniniz her şeyi birbirine karıştırıyor.”

Kitap Sibilla'nın Sara'ya verdiği tavsiyelerden oluşuyor,aslında Sara'ya değil biz insanlara verdiği güzel tavsiyelerden. Hepimiz bazı durumlara "yapamam" deriz ve o işten kurtuluruz işte Sibilla bize yapamam deme diyor hiç olmazsa bir kere dene diyor. Bu dediğini uyguladığınızda hayatınızın nasıl değiştiğini farkına varacaksınız tıpkı Sara gibi. Bir kedi sahibi olarak kitabı okurken kedilerin ne kadar akıllı olduklarını, duygu durumunuza göre size nasıl davrandıklarını ve sizi koşulsuz sevip, size bu koşulsuz sevginin nasıl olduğunu, ruhunuza nasıl iyi gelip sizi iyileştirdiğini bir kez daha anladım. Kitab'ı, Sibilla'nın tavsiyelerini ve Sara ile arasındaki dostluğu çok sevdim. Okumanızı ve kedilerin yol göstericiliğine inanmanızı tavsiye ederim :)